SANATÇI VE SANATI

Antik el yazmaları, Yunanlılarla Romalıların sanatı yapılandırmak için matematiği nasıl kullandıklarını gösteriyordu. Sanatla matematik arasındaki bu ilişki en belirgin biçimde, bina tasarımında sayısal oranların kullanıldığı mimaride ortaya çıkıyordu. Bu yolda Rönesans sanatçıları tarafından başvurulan en ilginç oranlardan biri de Altın Orandı.

Altın Oran

Bir yaprakta ya da bir deniz kabuğunun spiralinde gözlemlenen altın oranın, binalara ve diğer yapılara uyumlu bir kompozisyon kazandırdığı düşünülmekteydi. Altın Oran, Mısır piramitlerinin tabanlarının yüksekliklerine oranından, da Vinci‘nin ünlü Mona Lisa tablosunun boyunun enine oranına, Picasso’nun birçok tablosundan, Mimar Sinan’ın Süleymaniye ve Selimiye Camilerinin minarelerine kadar sayısız sanat eserinde ortaya çıkmaktaydı. Doğada birçok canlı açısından da durum aynıydı. Örneğin, insan kolunun uzunluğunun dirsek uzunluğuna oranı altın oranı veriyordu. Parmaklarda da kollardakine benzer bir oran geçerliydi. İnsan boyunun bacak boyuna, ağız genişliğinin burun genişliğine oranında da durum aynıydı.

Altın Oran, bir doğrunun, küçük parçanın büyüye olan oranının büyük parçanın bütüne olan oranına eşit olacak şekilde bölünmesiyle elde edilmektedir. Matematiksel ifadesi de a / b = b / (a ​​+ b), yani yaklaşık olarak 5:8’dir.

Yunanlılar, Parthenon’un tüm tasarımını Altın Oran’a dayandırmışlardır. Bu oran, ünlü Yunanlı heykeltıraş Phidias tarafından da kullanılmıştır. Rönesans sanatçıları da Altın Oranı tablolarında ve heykellerinde denge ve estetiği elde etmek amacıyla sıklıkla kullanmışlardır. Örneğin Leonardo, Son Yemek adlı tablosunda, İsa’nın ve havarilerin oturduğu masanın boyutlarından, arkadaki duvar ve pencerelere kadar Altın Oranı uygulamıştır. Güneş etrafındaki gezegenlerin yörüngelerinin eliptik yapısını keşfeden Johannes Kepler (1571-1630), Altın Oran’ı şu şekilde belirtmiştir: “Geometrinin iki büyük hazinesi vardır; biri Pythagoras’ın Teoremi, diğeri, bir doğrunun Altın Oran’a göre bölünmesidir.”

Antik çağlardan beri matematikçiler ve sanat kuramcıları için konu olan bu ideal oran, Altın Oran adını 19. yüzyılda almıştır. Antik dönemde kısaca “bölüm” olarak adlandırılan bu oran, daha sonra İtalyan matematikçi Luca Pacioli tarafından “Divina Proportione” ve nihayet Leonardo tarafından “Sectio Aurea” olarak tanımlanmıştı. Altın Oran, aritmetik ve geometrik temellere sahip olmanın ötesinde, müzik, doğa ve insan vücuduna da yakın nitelikler göstermekteydi. Diğer tüm oranlara üstünlüğü ise, çeşitlilik içindeki birlik özelliğinde yatmaktaydı.

Romalı mimar Vitruvius, mimarideki oran ve simetri erdemlerini övmüş ve insan vücudunun doğada orantının güzelliğini nasıl temsil ettiğini açıklamıştı. Rönesans sanatçıları onun yazılarını mimari tasarımlarında rehber olarak kullandılar. Antik binaların kalıntılarına onları ölçmek ve orantı ile simetrinin nasıl uygulandığını öğrenmek amacıyla gittiler. Sonuç, yapılarda yeni bir estetik felsefesi olmuş, cennete doğru hareketi simgeleyen Gotik kulelerin yerini, insan aklını temsil eden zarif simetri almıştı. Kiliseleri inşa ederken Rönesans mimarları yapıları için artık haç şeklini kullanmıyorlardı; şimdi bunun yerini daire almıştı. Antik Yunan matematikçilerinin daireyi geometrik mükemmelliğe eşitlediğine inanan Rönesans mimarları da bunu Tanrının mükemmelliğini temsil etmek için kullanır oldular.

Italy Archaeological Hercules Temple Lazio Pagan

VESTA TAPINAĞI, ROMA

Bramante Tempietto SanPietro in Montorio Rome 1502

BRAMANTE: TEMPIETTO SAN PIETRO, ROMA

Rönesansın zenginleri evlerinin inşasında dört tarafın bir avlu etrafında konumlandırıldığı Roma stilini benimsemişlerdi. Binaların cephelerine basit, simetrik süslemeler uygulanmış, bazı konutlara da antik tapınakları anımsatan sütunlar yerleştirilmişti.